“İkinci ‘Güneş Harekatı’ an meselesi”

Türkiye’nin Suriye’ye olası bir askeri müdahale ihtimalini değerlendiren eski Bordo Bereli ve güvenlik politikaları uzmanı Metin Gürcan, “Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye müdahale için nur topu gibi bir operasyon planı var. 2’nci Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ve Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı operasyon emri alan birliklerin son durumunu görmek için sınır hattına gitti. Askerin Suriye’ye girmesi için tüm operatif planlar hazır. Ağustos’ta ikinci bir ‘Güneş Harekatı’ yapılması an meselesi” dedi.

9 Temmuz 2015 Vatan Gazetesi 12. sayfa

9 Temmuz 2015 Vatan Gazetesi 12. sayfa

İLKER AKGÜNGÖR / VATAN HABER MERKEZİ

‘Türkiye Suriye ye girecek mi’, eğer ‘girecekse bu ne zaman olacak’ sorusu her sohbetin ana konusu olarak karşımıza çıkıyor. PYD’nin ABD’nin hava gücü desteğinde ve yakın işbirliği ile Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden alması bölgede stratejik dengeleri değiştirdi. Yaygın kanı, Türkiye’nin PYD’nin Kobani ve Tel Abyad’tan sonra 3’üncü kanton olan Afrin’e ulaşarak kuzey Suriye’de bir ‘Kürt Koridorunu’ engellemek için Cerablus ve güneyinde bir güvenlik bölgesi açacağı yönünde. Ancak böyle bir harekatın sonuçlarının ne olacağı ve askerin nasıl geri çekileceği en büyük tartışma konusu. İşte bütün bunları bölgede yıllarca özel kuvvetler mensubu olarak görev yapmış, sonrasında ise akademik çalışmalara ağırlık vermek için ordudan ayrılan ve Bilkent Üniversitesinde ‘Güvenlik Çalışmaları’ alanında dersler veren Metin Gürcan ile konuştuk.

“Komutanlar son koordinasyon için bölgede”
“Hareketin ana safhalarına baktığımızda ilk olarak hükümet tarafından harekata yönelik bir siyasi direktif verildiğini, sonrasında bu direktif çerçevesinde Genelkurmay’ın 2. Ordu Komutanlığı ile Özel Kuvvetler Komutanlığına harekat emri yayınladığını söyleyebiliriz. Bölgeye yapılan üst düzey komutan ziyaretlerinden artık harekata katılacak Gaziantep’teki 5. Zırhlı Tugay, Urfa’daki 20’nci Zırhlı Tugay, Tunceli’den 4’ncü Komando Tugayı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi ana ast birliklerin operasyonel planlamalarının bitirildiğini anlıyoruz. Komutanlar yapılan planları yerinde denetlemek ve son koordinasyonlar için bölgedeler. Bence Ağustos’ta ikinci bir ‘Güneş Harekatı’ an meselesi.”

“Nur topu gibi operasyon planı”
“Bu ziyaretlerden sonra ‘Artık Türkiye’nin Suriye Kuzeyine yönelik nur topu gibi bir operasyon planı var’ demek mümkün. Bu planın adı bile konuldu ama şimdi bunu söylemem uygun olmaz. Yani Özel Kuvvetler’in hangi taburu nerede, hangi yerel unsurlarla çalışacak, MİT hangi yerel unsurlarla irtibat halinde destek verecek, 5. Zırhlı Tugay’ın 1. Taburu nereye konuşlanacak, Komandolar ihtiyat olarak nasıl kullanılacak bunların hepsi belirlendi. Planlama tamamlandı.”

“Asker çık dendiğinde Suriye’ye girebilir”
“Artık bu saatten sonra askeri-stratejik anlamda asker ‘çık’ denildiğinde Suriye’ye girebilir. Bu harekatı Kara Kuvvetlerine bağlı 2. Ordu ile doğrudan Genelkurmay 2’nci Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler unsurları birlikte yapacak. Hava Kuvvetleri de mutlaka kara unsurlarına havadan keşif-gözetleme, istihbarat desteği ve gerekirse operasyonel yakın hava desteği sağlayacak. Şu an Suriye Sınırı bölgesinde Kuzey Irak’a yönelik çalışan Silopi’deki gibi Özel Kuvvetler İleri Harekat Üssü (OKHÜ) benzeri bir yapı kuruldu. Bence bu ileri harekat üssü iki haftadır aktif bir şekilde çalışıyor. Artık TSK sınırın ötesindeki gelişmeleri MİT’in dışında kendisi de doğrudan takip ediyor. Zaten Özel Kuvvetler personelinin büyük çoğunluğu sınıra gittiğini ve keşif-hedef tespit ve güncelleme çalışmalarına başladığını biliyoruz.”

“Hibrit müdahale yapılanması”
“Suriye kuzeyi gibi ‘hibrit yani melez’ bir çatışma ortamına yönelik TSK, ‘hibrit bir görev gücü’ oluşturma gayreti olduğunu görüyoruz. Çünkü bölgeye olası bir müdahalede karşınızda IŞİD, PYD ve diğer yerel unsurların yanı sıra sivil ve askerin, savaşanla sivilin, dost ve düşmanın belli olmadığı, insani göç dalgalarının da ihtimalinin arttığı, askeri, para-militer ve organize suç örgütlerinin olan birbirine karıştığı melez bir tehdit ortamı bulunuyor. Bu su gibi ‘akışkan’ ortamda harekat alanının önceden şekillendirilmesi, keşif, Türkiye’ye yakın yerel unsurlarla irtibat ve koordine için Özel Kuvvetler ile MİT, hızlı hareket ve çatışma için vurucu güç olarak hafif komando birlikleri, Türkiye’nin güneydoğusu gibi dağlık bir bölge olmadığı ve açık alan olduğu için askerin güvenliği açısından zırhlı araçlarıyla bölgeye girecek mekanize piyade birlikleri, psikolojik etki ve ateş gücü için tank birliklerinin tek bir komuta altında birlikte kullanılması zorunlu. Tüm bu karadaki faaliyetlerin de bir hava desteği olmalı. Hazırlıkların Özel Kuvvetler Komutanlığı, Gaziantep’teki 5’nci Zırhlı Tugay, Şanlıurfa’daki 20’nci Zırhlı Tugay, Diyarbakır’daki 2. Hava Taktik Jet Üssü’ndeki askeri yoğunlaşmanın sebebi de budur.”

“2002’deki Rüzgar Planı gibi bir plan gerekli”
“Şu andaki durum benim daha önce planlama ve keşif aşamalarında aktif görev aldığım TSK’nın 2002 yılında Irak kuzeyinde bir güvenlik bölgesi kurulmasını öngören ‘Rüzgar Harekat Planı’na çok benziyor. Bunu ilk defa açıklıyorum. 2002 Ocak’tan 2003 Mart tezkeresi çıkana kadar, Türk Özel Kuvvetleri olarak Amerikan’ın özel kuvvetleri Delta Force ve Navy Seal’lar ile ‘Yeşil Hat’ tabir edilen Kerkük-Erbil hattında beraber çok keşif yaptık. 2002-2003 döneminde 1 Mart 2003 tezkere oylamasına kadar ABD Ordusu ve TSK arasında Irak’ın kuzeyine yönelik çok yakın bir askeri işbirliği vardı. Bu dönemde Irak için Amerikalıların desteğinde bölgenin stabilize edilmesi ve göç dalgasının aynı bugün planlandığı gibi içeride tutulmasını planladık. Rüzgar Harekat Planı ile aynı zamanda PKK’nın yeniden güçlenmesini önlemek hedefleniyordu. Bamami ve Suri’deki tank taburu unsurları, Kanimasi’deki komanda taburu bu yakın işbirliği sayesinde buralarda kaldı. Rüzgar Planı 5-6 tugaylık bir plandı ve bu sayede çok ciddi bir tampon bölge oluşturacaktık. Keşke Suriye’nin kuzeyi için de Rüzgar Harekat Planı gibi bir plan bugün masada olsa. Ama bunu söylemek güç. Çünkü benim Suriye’nin kuzeyine yönelik bir harekatın amaçları, çapı, katılacak birliklerin görevleri, süresine yönelik ciddi endişelerim var. En önemlisi ben şu an böyle bir harekat yapılırsa Türkiye’nin çok iyi bir ‘çıkış stratejisi’ olduğunu düşünmüyorum. ABD’nin Irak ve Afganistan tecrübeleri bize böyle kritik harekatlarda en önemli aşamanın giriş veya harekatın icrası değil nasıl çıkılacağı olduğunu net olarak gösterdi.”

“Kusatılmışlık hissi askeri operasyona yaklaştırdı”
“TSK bir ay önce üzerindeki ağır baskıya rağmen Suriye kuzeyine yönelik bir operasyondan yana değilken şimdi operasyon seçeneğine daha sıcak bakar bir noktaya geldi. Bunun 3 nedeni var. Önce iç siyasette HDP’nin seçim başarısının ardından PKK çizgisinde ilerlemesinin Türk güvenlik bürokrasisinde yarattığı rahatsızlık, sonra bölgesel düzeyde PYD’nin Cerabulus üzerinden 3. kanton Afrin’e ilerlemek istediği haberlerinin yarattığı endişe ve PYD’nin Tel Abyad’ı almasıyla birlikte İran, Irak ve Suriye sınırlarının büyük bölümünü kontrol eder hale gelen PKK tarafından ‘kuşatılmışlık hissi’, son olarak da küresel düzeyde ABD ile Türkiye arasında Suriye konusunda giderek farklılaşan amaçlar ve artan gerilim askeri bu noktaya getirdi.”

“Asker daha net tezkere istiyor”
“TSK’nın operatif planlamayı bitirmesine rağmen hala ayak dirediği iki konu var. Bunlardan ilki Suriye’ye olası bir askeri müdahalenin politize edilerek iç siyasete malzeme edilmesini istemiyorlar. Bir anlamda müdahale için yeni hükümeti bekliyorlar ve müdahalenin Başkanlık sistemi tartışmalarında ‘siyasi rant’ malzemesi olmasını istemiyorlar demek mümkün. Diğer neden ise teknik gerekçeler. TSK, ABD’nin Irak ve Afganistan’daki hatalarını çok iyi biliyor. Ayrıca TSK, bence 2008’de Kuzey Irak’a yapılan Güneş Harekatı’ndan da iyi dersler çıkardı. Çünkü bu operasyonda içeriye yönelik bir algı şovu yapılırken, dış politikada karşı uzun vadede sorunlarla karşılaşıldı. Şimdi Suriye’ye askeri müdahale için askerin önünde 3 paragraflık içinde çok muğlak ve genel ifadelerin olduğu bir tezkere var. Öncelikle daha net bir tezkere isteniyor. Hükümetin Suriye Operasyonu’ndaki amacı ne onu öğrenmeye çalışıyorlar. Bana göre Suriye’ye olası bir askeri müdahalede siyasilerin amacı iç kamuoyuna yönelik algısal bir şov, ancak TSK ise Türkiye’nin ve Türk Ordusu’nun küresel itibarı ve prestijini düşünüyor. Ayrıca daha önce de vurguladığım gibi böyle kritik bir operasyonda girişten önce ‘çıkış stratejisi’ planlanır. ABD’nin Irak ve Afganistan’da çuvallamasının sebebi iyi çıkış stratejisinin olmamasıydı. Asker haklı olarak en basitinden kumanya planlaması bile yapmak için Suriye’de ne kadar kalacağını öğrenmek istiyor. Bana göre Orgeneral Necdet Özel işte bu belirsizliklerden dolayı harekatın kendi döneminde olmasını istemiyor. Zaten Nisan’dan beri her konuda düşük profil gidiyor. Onun için Ağustos’ta Türkiye’nin yakın tarihinde kırılma yaratabilecek çok ciddi stratejik pazarlıkların olacağı kritik bir Yüksek Askeri Şura gerçekleşecek. Bence bu pazarlıklardaki en önemli dosyalardan biri de bu Suriye müdahalesi olacak.”

“3-4 günlük taarruzi giriş ve çıkışlar”
“Harekatın 4 safhası olacak. ilk olarak harekat alanının şekillendirilmesi için Özel Kuvvetler ve MİT beraber çalışır. Bunlar alandaki yerel unsurlarla irtibat kurarak istihbaratı toplar ve lojistik için alanı şekillendirir. İkinci adım dinamik birliklerin yer alacağı hareketin icrası olacak. Bence Türkiye şayet yaparsa Suriye kuzeyine yönelik harekatı ‘mahdut (sınırlı) hedefli bir güç gösterisi’ şeklinde planlıyor. Bu şu demek TSK 3-4 günlük taarruzi harekat gibi bölgeye hızlıca girecek ve çok da durmadan çıkacak diye düşünüyorum. Komando birlikleri bunun için var. Bu sayede Türkiye hem dünyaya hem de ABD ve PYD’ye ‘Ben Suriye’ye istersem girerim’ mesajı verecek. Bu mesaj sayesinde son dönem de Türkiye’nin Suriye konusunda söylemi (konuştukları) ile eylemi (yapabildikleri-etkileyebildikleri) arasında açılan makasa da bir miktar kapatılmış olacak yani Türkiye muhataplarıyla masaya daha güçlü ve özgüveni yüksek oturacak. Bence böyle bir harekatta çatışma bile yaşamayacak. Üçüncü aşama ise bölgenin kontrol altına alınması olacak. İşte Türkiye’ bu aşamayı da uygulamak isterse bu girdiği bölgede daha uzun kalması anlamına geliyor ve sorun başlıyor. Böyle harekatlarda kalış süresi uzadıkça sorunlar da çıkmaya başlar. Suriye’ye şu an ABD bile kara gücü göndermiyor ve işi ‘vekalet savaşları (proxywars)’ ile yerel taşeronlara havale ediyor. Türkiye bu aşamaya geçmek isterse işte o zaman bence TSK için büyük sıkıntı başlar. Çünkü askeri birliklerin uzun süre bölgede kalması zor. Bunu bize yakın Türkmenler, Sünniler gibi yerel unsurlar ve Eğit-Donat’tan geleceklerle çözmeye çalışıyorlar. Dördüncü ve son adım ise yeniden inşa. Bölgenin yol ve bina gibi kayıpları yeniden inşa edilmeli. Ayrıca daha önemlisi zihinlerin yeniden inşa edilerek insanların kalbinin kazanılması olacak. Ancak bana göre bu Türkiye’nin yönetebileceği bir süreç değil. Ayrıca sınırda bir delik açılmış olacak. O delikten Türkiye’nin içine cin kaçabilir.”

“Süleyman Şah’tan neden çekildik?”
“ABD ile işbirliği şart. Amerikan’ın desteği olmadan böyle bir operasyon başarılı olamaz. Eğer şimdi operasyon yapacaksak, Mart ayında neden Süleyman Şah’tan çekildik? 3.5 ay sonrasını göremeyen bir devlet aklı olur mu? Toprağımızı korumak uluslarası hukuk açısından bizi meşru kılardı. Süleyman Şah elimizde olsaydı; orada nöbet tutan yaklaşık 60 kişi için iki zırhlı tugay sokar ve takviye edersin. Açtığın koridoru militarize ederek, burası benim lojistik hattım buraya dokunma dersin. Süleyman Şah merkez olacak şekilde 5 km.lik yarı çapı çekip toprağımı koruma altına alıyorum dersin. Yaratmış olduğunu güvenli bölgeye siviller de yanaşırdı. İnsani yardımlarla kalpleri de kazanırdın. Bu sayede hiç müdahaleden bahsetmeden tampon bölge oluşturmuş ve göç dalgasını tutmuş olurduk. Kendine oyun kurucu diyorsan Süleyman Şah’tan çıkmayıp orayı güvenlik bölgesi haline getirecektin. 3.5 ay önce boşalttığın yeri şimdi askeri harekatla doldurmaya çalışıyorsun. Şimdi Türkiye girdiği an herkesin düşmanı. Bana göre Türkiye’nin 3.5 ay önce askeri olarak çekildiği bir yere tekrar askeri operasyon düzenlemeye çalışması en kibar tabiri ile stratejik öngörüsüzlük. Türkiye Suriye’de gelişmeleri okumada renk körü ve reaktif.”

“ABD, Süleyman Şah’ı boşaltma dedi”
“Süleyman Şah’tan çekilirken ABD bize ‘sakın boşaltma. Türbe size lazım olacak’ dedi. ABD o zaman ‘hadi gir’ diye teklif ediyordu. Şimdi PYD ile başarılı oldu. Türkiye’ye de ihtiyacı kalmadı. Bu Türkiye’nin bölgesel gelişmelere olan renk körlüğü ve Esad antipatisi yüzünden gerçekleşti. Mart’ta Süleyman Şah için Esad’la görüşüp onayını da alarak, kendisinin kontrol edemediği bölgeye girip güvenliği sağlayacağız deseydiniz çok daha kolay olurdu. İki bakanın bir araya gelip atacağı bir imzayla çok daha meşru bir harekat gerçekleşirdi. Bu diplomasi için de yeni bir başlangıç olurdu.”

“IŞİD’e esir çuvaldan daha çok zarar verir”
“Bu operasyonda ciddi riskler var. Suriye’nin içine sokulan her üniformalı asker fidye sektöründe çok üst düzey bir hareket yaratır. Koreliler IŞİD’ın elinden 30-40 bin dolardan kurtarılırken bence her bir kaçırılan Türk askeri için 300-400 bin dolar istenir. IŞİD’in Allah korusun askerimizi öldürmesine gerek yok. Süleyman Şah Türbesi’nin eski yerinde turuncu giysiler içinde kaçırılmış askerlerimizin fotoğraflarını yayınlasalar, TSK’nın küresel itibarını siz düşünün? Bence böyle bir olay henüz 4 Temmuz 2003 ‘Çuval olayı’ travmasını yeni yeni üzerinden atmaya çalışan TSK’nın stratejik kültürüne büyük zarar verir ve milli hafızamızda silinmesi güç bir travma yaratır. Bir diğer komplikasyon içeriye giren birliklerin buharlaşması olabilir. Kürt ya da muhafazakar Mehmetçikler silahlarıyla birlikte karşı tarafa gidebilir. Bence bu yüzden tamamı rütbelilerden oluşan profesyonel komando taburları Tunceli’den geldi. Yani TSK böyle bir harekatın hiç bir aşamasında zorunlu askerliğini yapan Mehmetçik kullanmak istemiyor ki bu haklı bir tutum. Bir diğer risk diyelim ki bir harekat oldu ve ne yazık ki istenmeyen bir çatışma yaşandı. PYD’nin 2 savaşçısı ile 3 askerimiz şehit oldu. PYD’liler Diyarbakır ve Bingöl’den, Mehmetçikler ise Edirne, İzmir ve Osmaniye’den öldü diyelim. Şimdi düşünün bu durumu; Suriye yüzünden Türkiye’den aynı gün kalkacak 5 cenaze. Bence bu senaryo ülkeyi kilitler. Hükümete yakın yazarlar hemen girelim diye bağırıyorlar. Ancak bu askeri harekat açıklamaya çalıştığım gibi hem askeri boyutta, hem de bölgesel dinamikler ve Türkiye’nin sosyal dokusundaki yaratabileceği kırılmalar nedeni ile o kadar kolay değil.”

PYD travmasını hazmetmek gerekiyor”
“Bana göre Suriye’de çözüm için 5 yıldır Şam’da düşmeyen, bu nedenle küresel ortamda bir ‘meşruiyet’ kazanmış olan Esad ile görüşüp, diplomatik ilişki kurmak şart. PYD-ABD işbirliğinin başarısında Esad’ın güneyden çok ciddi destek vermesinin rolü var. Şu anda Türkiye, ABD’nin desteğini almadan ne Suriye ne de Irak’ta yaprak kıpırdatamaz. Ayrıca PYD için PKK’nın Suriye’deki uzantısı şeklindeki kodlamayı aşarak, PYD ile hem siyasi hem de askeri-güvenlik düzlemlerinde kurumsal ve sürdürülebilir bir ilişki kurmak gerekir. PYD artık hem Suriye içinde hem de küresel alanda meşruiyeti olan bir siyasi yapı haline gelmiştir. Bu nedenle Türk güvenlik bürokrasisinin PYD’yi ‘PKK’nın Suriye’deki uzantısı’ olarak gören geleneksel yaklaşımlarını gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kısaca, Türkiye’nin PYD ile görüşmeyi hazmedebilmesi lazım. Bence temel soru Türkiye’deki Kürtlerle Türklerin kaderi ‘aynı ülkede küs kardeş mi yoksa başka ülkelerde iyi komşu olmak mı?’ sorusu üzerine yoğunlaşıyor. Ben ‘iyi komşu’ olmaktansa aynı ülkede ‘Küs kardeş’ kalmaya razıyım. Ama gönlüm bu kardeşlerin barışmasından yana. Bence, ‘Birlikte yaşamalıyız, çünkü….’ cümlesini kuran her Kürt ve Türk zaten küs kardeşliği bitirmiş ve iyi komşuluğu da tercih etmemiş demektir. Devlete ve Kürt siyasetine düşen görev de bu ülkede yaşayan herkese bu cümleyi kurdurtacak siyasi iklimi oluşturmak olmalıdır.”

10 bin askerle girmiştik
Türk Ordusu’nun 21-29 Şubat 2008 tarihleri arasında 10 bin Mehmetçik’le Kuzey Irak topraklarına yaptığı Güneş Harekatı beklenmeyen bir zamanda gerçekleştiği için küresel ölçekte çok dikkat çekti. Genelkurmay Başkanlığı, Kuzey Irak’ta çeşitli hedeflerin etkisiz hale getirildiği operasyonda yaşanan çatışmalarda 240 PKK’lı öldürüldüğünü, 24 asker ve 3 köy korucusu şehit olduğunu duyurdu.

NOT: Haberin 9 Temmuz 2015 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayınlanan hali buradan (http://www.gazetevatan.com/-2-gunes-harekati-an-meselesi–810768-gundem/) okunabilir.

Bir Cevap Yazın