“Allah’ım bu ne böyle, Kilitbahir ateş içinde!”

Çanakkale Savaşı kahramanlarından Telsiz, Telgraf İhtiyat Zabiti Tevfik Rıza Bey’in kısa bir önce kitaplaştırılan günlükleri, Çanakkale’nin asla geçilemeyeceğinin dünyaya öğretildiği 18 Mart 1915’i anlatıyor. Mermiler ve bombalar altında görevini yapan Tevfik Rıza Bey, 103 yıl önce bugünü, unutmayalım ve ders alalım diye bizlere tekrar yaşatıyor.

18 Mart 2018 Vatan Gazetesi 11. sayfa

İLKER AKGÜNGÖR / VATAN HABER MERKEZİ

Çanakkale’de cephede yazılan destan, mermiler altında savaşın her noktasında görev yapan kahraman Mehmetçik ile büyüdü. Bu kahramanlardan biri 17 Kasım 1914-18 Şubat 1916 arasında Çanakkale’de yedek subay olarak görev yapan elektrik mühendisi Tevfik Rıza (Tansuğ) Bey’di. Telsiz, Telgraf İhtiyat Zabiti olarak cephede görev yapan Yedek Subay Tevfik Rıza’nın Fransızca ve Osmanlıca tuttuğu günlükler, Yrd. Doç. Dr. V. Türkan Doğruöz, torunu Emine Yasemin Yücetürk ve Yrd. Doç. Dr. Raşit Gündoğdu’nun çalışmasıyla kitap haline getirildi. Türkiye’nin en yetkin ve donanımlı Çanakkale Savaşı tarihçilerinden Şahin Aldoğan’ın gözden geçirdiği kitap, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, ‘Telsiz, Telgraf İhtiyat Zabiti Tevfik Rıza Bey’in Çanakkale Günlükleri’ adıyla kısa bir süre önce yayınlandı. İşte ‘Çanakkale geçilmez’ sözünün tüm dünyaya ezberletildiği 18 Mart 1915 günü cephede mermiler ve bombalar altında görev yapan Tevfik Rıza Bey’in gözünden 103 yıl önce bugün yaşananlar.

18 Mart 15 Perşembe
Bir haftadır hava çok güzel. İlkbahar geldi. Hem de ne bahar! hayallerimi kırlar, ormanlar arasında özgürce dolaştırıyorum. Sabahları bir, iki bazen üç saat bayrammış gibi sakin doğada yürüyüş yapıyorum. Ağaçlar ne güzel çiçek açtı. Küçük vadilerde, kırlarda hatta kayaların üzerinde yeşil yapraklar eşliğinde sarı, kırmızı çiçeklere rastlamak mümkün. Bu güzel çiçekler sanki insana gülümsüyor. Dağınık bir şekilde doğada bayram yapıyorlar. Tek başına dolaşmak… Akdeniz’in bize getirdiği bu taze havayı ciğerlerinde hissetmek… Bir haftadan beri düşman bizimle uğraşmıyor. Gelecek zorlu günler için dinleniyoruz.

“Korkunç bir patlama”
10.00: Karanlık Liman’a (Erenköy Koyu) doğru 11 tane düşman gemisinin ilerlediğini telefonla haber veriyorlar. Yine gürültü kopacak.
11.00: Önce iki torpido ve bir kruvazör ilerliyor. Daha sonra üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz ve nihayet onuncu diğerlerini takip ediyor. Mecidiye, Hamidiye ve Dardanos’a ateş açıyorlar. Bir mermi ikinci havan topunun üstüne düşüyor. Mecidiye’nin yakının sayısız mermi düşüyor. İkinci topun zarar görmesinden endişeleniyorum.
12.00: Korkunç bir patlama. Üç mermi ardı ardına Çimenlik mevkiine düşüyor. Levazım deposu ateş alıyor. Beyaz bir duman yükseliyor. Şehri ateş sarıyor. Rum mahallesi yanıyor.

“Allah’ım bu ne böyle?”
13.00: Şimdilik 10 civarındalar. Yangın korkunç. Üç mermi yakınımıza düşüyor. Küçük bir parçası yanıma düştü. Elimi sıyırıyor. Hareket edemiyorum. Neye yarar ki… Olduğum yerde kalıyorum. Korkmuyorum. Diğerleri kaçıp fare gibi saklanıyorlar. Bu esnada 10 tane kadar topçu koşarak yanımıza geliyor. Görevlerini bırakıp kaçıyorlar kanaatimce. Ben de odamdan tabancamı alıp ölü numarası yapıyorum. Geri dönüyorlar. Korkunç bir an.
13.35: Allah’ım bu ne böyle? Bir gemi ateş alıyor. Batıyor (Fransız zırhlısı Bouvet). İki mermi isabet etti. Ufak bir patlama. Diğer yüzlercesinin arasında fark edilmiyor. Gemi mayına çarpıyor. Titanik’in buz dağlarına misali, 16 bin tonluk koskoca gemi sulara gömülüyor. Önce burun batıyor. Sonra kıç kısmı su yüzüne çıkıyor ve suya gömülüyor. Küçük, siyah bir noktayken kısa sürede tamamen suya gömüldü. Deniz avını yuttu.
14.30: Hala korkunç duman her yeri kaplamış durumda. Duman, her taraf duman, dumanlarla zemin mestur fakat öldürücü duman bize ne kadar hoş geliyor. Onunn müfessih ebharını teneffüs ederken bilmem ne leziz bir şey duyuyorduk. Düşman bizi görüyor. Birbirini takip eden mermiler yakınımıza düşüyor. Biri makinelerin bulunduğu yere, diğeri benim on adım ilerime. Oh! Evet, o. Koruyucu meleğim beni koruyor. Taşlar üstüme geliyor, büyük bir parça ayaklarımın dibine düşüyor.

“Kilitbahir ateş içinde”
15.00: Şimdi kruvazörlerin sayısı 11 oldu. Korkunç bir şekilde ateş açıyorlar. Mecidiye’deki 2. ve 4. top şu an için çalışmıyor. Diğer ikisi ateşe devam ediyor. Dardanos’tan ateş edilmiyor. Yoksa teslim mi oldu? Genel karargahla telefon bağlantısı yapılamıyor. Zira bir gemi topu mermisi isabet etti. Rum mahallesi yanıyor. Kilitbahir’deki namazgah da yanıyor.
16.00: Telefon geldi. Boğaz girişinde yara almış bir gemi batıyor. Bu ikinci oluyor (İngiliz 1. Tümeni’ne mensup Inflexible Gemisi). Dardanos sessizliğini koruyor. Mecidiye sert darbeler alıyor. Kilitbahir ateş içinde, yanıyor.
17.00: Mecidiye gemilerden birine mermi atıyor. İki bacasından beyaz bir duman yükseliyor. Duruyor. Torpidolar imdada yetişiyor. Çok ciddi bir şey olmalı. Giderken mermilere hedef oluyor. Haydi, iyi şanslar. Şimdilik 8 tane kaldılar. Ateş yavaşlamış gözüküyor. Şimdi herkes dışarı çıkıp olanları seyrediyor, korkaklar bile… Düşman fazla direneceğe benzemiyor.

“Kahraman Dardanos yerini aldı”
17.30: Düşman bizim bataryaları yoğun ateşe tutuyor. 4. Alay Ağır Topçu Kumandanı Kemal Bey, Müstahkem Mevki Kumandanlığı’na bir not gönderiyor. Mecidiye mevkiinden 10 kadar şehit efratlan, 15 kadar mecruh vardır. Toplarda bir şey yoktur. Cephaneler yakılmıştır. Hamidiye’de bir topun tekerleği kırılmış ve diğer topunda mataforası kırılmıştır. Namazgah’ta bir 21 santimetrelik top sakatlanmıştır.
18.00: Görünürde 3-4 gemiden başka gemi kalmadı. Yara almış bir gemi hareketsiz duruyor. Müstahkem Mevki Kumandanı, Mecidiye’nin ateş açması için emir veriyor. İşte iki patlama! Biri geminin biraz uzağına, diğeri yakınına geliyor. Üçüncü mermi ise gemiye isabet ediyor. Bravo Mecidiye! Patlamalar art arda gemiyi hedefliyor. Namazgah da ateş açıyor ve kahraman Dardanos da mücadeledeki yerini alıyor.

“Kabusu bitirip dinlenmeye çekildik”
19.30: Karşıda, Tatar mahallesi yanıyor. Bana Quo-Vadis’i anımsatıyor. Neron da böyle bir manzara karşısında mutlu olmuştu. İki şehir alevler içinde. Denizin üzeri kıpkırmızı görünüyor. Zavallı Kilitbahir kıpkırmızı, kanlar içinde bir görünümde yanıyor. Her şey normale döndü. Sanki ölümcül bir gün geçirmemiş gibiyiz. Eğer camlar kırılmamış, etrafta delikler açılmamış olsa, odamıza 15 adım kala bu manzara gerçekleşmese evet, her şey normal denebilirdi.
23.00: Yangın Çanak’ta son buldu. Kilitbahir hala yanıyor, ama şiddetini kaybetti. Bu kabusu ve her şeyi bitirip dinlenmeye çekiliyoruz…

NOT: Haberin 18 Mart 2018’de yayınlanan Vatan Gazetesi’nde yayınlanan hali buradan (http://www.gazetevatan.com/allah-im-bu-ne-boyle-kilitbahir-ates-icinde–1151445-gundem/) okunabilir.

Bir Cevap Yazın