“Musul’da sokaklar ceset doluydu”

Musul’da IŞİD tarafından rehin tutulan konsolosluk görevlileri yaşadıkları ateşten 101 günü anlattı.

22 Eylül 2014 - Vatan Gazetesi

22 Eylül 2014 – Vatan Gazetesi

 

İLKER AKGÜNGÖR – KENAN BUTAKIN / HABER MERKEZİ

 

Musul’da 101 gün rehin IŞİD tarafından rehin tutulan konsolosluk görevlileri yaşadıkları zor anları VATAN’a anlattı. İşte ateşten 101 günün hikayesi. Rehin tutulan konsolosluk görevlilerinden özel harekatçı Sait Coşkun’un babası Coşkun Coşkun, oğlunun yaşadıklarını kendine şu şekilde anlattığını belirtti: “Arada sırada Türk televizyonlarını izleyebildik. Televizyonda bir Türk’ün sesini duymak bile bize çok moral veriyordu. Bombalı saldırı ve yer tespitine karşı sık sık yerimizi değiştirdiler. Yer değiştirmeler sırasında otobüslerle taşınıyorduk. Hep bir arada ve her zaman Musul’daydık. Musul’un dışına hiç çıkarılmadık. Bodrum gibi yerlerde kalmamızın nedeni de bombardımandan korunmak amaçlıydı. Bize hep, ‘sizi öldürmeyeceğiz ama Maliki bizi öldürmeye çalışıyor o yüzden sizi saklamak zorundayız’ dediler.”

 

“Silahı emirle bıraktık”
“Rehin tutulduğumuzda yeri geldi operasyon imkanı bile oldu. Ama çocukların, kadınların ve aramızdaki sivillerin hayatını riske atmamak için böyle bir şeye girişmedik. Biz korktuğumuz ya da bu işin hakkını veremediğimiz için değil sivilleri koruyabilmek ve gelen emir doğrultusunda silah bıraktık. Yoksa özel harekatçılar ya emirle ya da ölünce silahı bırakır. Musul düştükten sonra ilk esir alındığımızda otobüsle götürülürken sokaklarda yerlerde yatan yüzlerce merkezi hükümetin askeri ve polisinin cesetlerini gördük. Çok kötü görüntülerdi. Aramızdan Arapça bilen bir arkadaş niçin bu cesetler yerlerde diye sordu. Bize ‘onlar kafir. Kafir oldukları için toprağa gömülmelerine gerek yok’ dediler.”

 

“Ayaklarımızı zincirlediler”
Musul Başkonsolosluğu’nda sözleşmeli memur olarak çalışan 25 yaşındaki Mesut Taşkıran, esir oldukları günlerde yaşadıkları zorlukları şöyle anlattı: “Bazen bebeklere süt ve yoğurt gibi gerekli olan gıdalar gelmiyordu. İlk 15 gün Musul’daki Olimpiyat Stadyumu misafirhanesini saymazsak, sürekli olarak bodrum katlarda çok dar alanlarda tutulduk. Ortaya birkaç sünger atıyorlardı ve o şekilde uyumaya çalışıyorduk. Yer çok dar olduğu için sığmıyorduk ve nöbetleşe uyuduğumuz bile oldu. 7-8 günde bir yerimiz değişiyordu. Yer değişikliği yapılırken erkeklerin sadece gözlerini değil ellerini de bağlayıp, kaçmayalım diye ayaklarımızı zincirliyorlardı. Hastalandığımızda bize ne olduğunu bilmediğimiz ilaçlar veriyorlardı ama içmiyorduk. IŞİD militanları arasından İngilizce, Türkçe ve Arapça konuşanlar vardı. Türkçe konuşan kişinin yüzü kapalıydı olduğu için kim olduğunu bilmiyoruz. Moral için türkü söylüyorduk. Alınmamız ise şöyle gerçekleşti; Musul’da öğlen 13.00’e doğru bizlere hazırlananın dediler ve sonra araçlara bindirdiler. Ardından da Sincar ve Rakka üzerinde Suriye’den geçerek Türkiye’ye bizleri teslim ettiler. Yolculuk 11 saat sürdü.”

 

Pilav ve tavuk yediler
“Emniyet Görevlisi Alptekin Esirgün’ün abisi Tayfun Ali Esirgün kardeşinin yaşadığı zorlukları şöyle anlattı: “Yemekleri IŞİD militanları yapıp, tencerelerle getiriyorlarmış. Pirinç pilavı ve çok fazla tavuk yemeği varmış. Hastalandıkları zaman doktor demeye bin şahit iki silahlı kişi gelip kendilerini muayene etmiş. Kardeşim Suriye’nin Rakka kentinden IŞİD’in karargahından birilerinin Musul’a geldiğini ve o kişilerin bizzat kendilerini Tel Abyad’daki sınır kapısına getirdiklerini anlatıyor. Orada bir MİT elemanı gelip kendilerine hoş geldiniz demiş. 4 saat bekledikten sonra Türkiye’ye girmişler.”

 

Not: Haberin 22 Eylül 2014 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayınlanan hali buradan (http://www.gazetevatan.com/iste-atesten-101-gunun-hikayesi-679908-gundem/) okunabilir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.