“Harçik kıpkırmızı aktı”

Dersim Olayları’nın asker tanığı Haydar Dede, 73 yıl sonra yönetmen Özgür Fındık’ın çektiği “Kara Vagon” belgeseline konuştu: “Şuraya geldik topladık Kürtleri, götürdük şu derede vurduk. Kol kola taktılar, beş yüz, altı yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle şöyle öldürdüler, Harçik ırmağına koydular. Harçik ırmağı beş yüz metre aşağısına, kıpkırmızı aktı. Çocuklar içimi kopardı. Bacağından tutup ırmağa attı. Kaldırdı şuraya attı. Vurdu öldürdü. Vicdan yok bunlarda. Merhamet yok.”

9 Nisan 2011 Vatan Gazetesi 18. sayfa

9 Nisan 2011 Vatan Gazetesi 18. sayfa

İLKER AKGÜNGÖR / VATAN HABER MERKEZİ

“Şuraya geldik topladık, Kürtleri götürdük şu derede vurduk. Haberi bile yok! Bilemedik. Şu Ermeniymiş, soramadık. Adamları vurduk. Vurdular. Kol kola taktılar, beş yüz, altı yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle şöyle öldürdüler, Harçik ırmağına koydular. Harçik ırmağı beş yüz metre aşağısına, kıpkırmızı aktı…”

73 yıl sonra
1938’te Jandarma çavuşu olarak askerlik yapan ve Dersim Tenkil Harekatı’nda görevli olan 108 yaşındaki Haydar Dede, Dersim’de gördüklerini böyle anlatıyor. 73 yıldır çektiği vicdan azabı ancak anlatınca biraz hafifliyor. Haydar Dede’ni bu sözleri yönetmenliğini Özgür Fındık’ın yaptığı “Kara Vagon” adlı belgeselden. Dersim Tenkil Harekatı’nın 74. yıldönümü olan 4 Mayıs’ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda galası yapılacak Kara Vagon tanıkların ağzından 1937 ve 1938’de Dersim’de yaşananları anlatıyor.

Yaşayanlar konuşuyor
Daha önce yine Dersim Olayları’yla ilgili “Kırmızı Kalem” adlı bir belgesel çeken Özgür Fındık’ın bu belgeselde çocuklukları sırasında katliamı gören ve sürgüne gönderilen yaklaşık 150 tanıkla görüşmüş. Belgeselde konuşanlar arasında zorla sünnet edilen, dini değiştirilen Dersimli Ermeni, ailesinden ayırılan kızlar, makineliyle tarandıktan sonra yaşayan kaldıysa diye süngülenen ölülerin arasından kurtulan, bütün ailesini katliamda kaybeden ve artık Dersim dışında sürgün bölgelerinde yaşayan tanıklar konuşuyor. Belgeselde Hasan Saltık arşivinden ilk defa yayınlanan fotoğraflar da yer alıyor.

Urfalı asker anlatmıştı
Ancak bu tanıkların arasında biri var ki şimdiye kadar pek duymadığımız türde şeyler anlatıyor. Şimdiye kadar biz olayları hep mağdur tanıkların anlatımıyla dinlemiştik. 2006’da ilk defa Urfalı bir asker olan 112 yaşındaki Abdullah Çiftçi, Dersim Olayları sırasında yaşadıklarını anlatmıştı. Bu anlatımdan bir hafta sonra 3 Ocak 2007’de vefat eden Abdullah Çiftçi’nin 5 yıl sonra ilk defa o dönem Dersim’de askerlik yapmış birisi konuşuyor.

Soyadı gizli tutuluyor
108 yaşındaki Haydar Dede’nin soyadı ailesinin isteği üzerine gizli tutuluyor. Dersim’de Ovacık, Kutu Deresi, Nazımiye, Mazgirt gibi bir çok ilçe de, Zel ve Azap Dağları ile Altı Mağaralar da görev yapmış. Önce jandarma çavuşu olarak Diyarbakır’a gönderilen Haydar Dede, daha sonra Dersim’e gidecek birliğe seçiliyor. Yozgatlı bir Alevi olan Haydar Dede, Dersim’de gördükleri karşısında şok oluyor ve olaylar sırasında çoğu zaman yaşananlara ağladığını söylüyor. İşte yaşanların merkezindeki Haydar Dede’nin ağzından resmi rakamlara göre yaklaşık 13 bin kişinin öldürüldüğü, 12 bin insanın sürgüne gönderildiği Dersim İsyanı’nda yaşananlar.

“Şurada topladık, götürdük derede vurduk”
“Yedi tane alay geldi. Subaylar geldi. Bizim gibi orada durmadılar. Bizi giydirip içirip yatırmadılar ki? Haydi tüfeğinde sende… Kürtlerin vurulması da Kırmızı Kamber ile Fındık’tan dolayı olmuş. Kırmızı Kamber bir ağa, Fındık’ta bir ağanın oğlu. Kırmızı Kamber’in kızını alıp kaçmış. Kaçınca Şeytan karakolunun aşağı tarafında şehir karakolu derler, oraya getirmişler muamele yapmak için. Kızı orada tutmuşlar. Astsubay, başçavuş ve onbaşı kıza ilişmişler. Sabahleyin Fındık gelince kız ona durumu Kürtçe anlatmış. “Bana böyle böyle yaptılar” demiş. Fındık “Sus, ben onların anasını ağlatırım.” diye cevap vermiş. Fındık bunları Uzun Tarla’ya davet etmiş. Tüfek atarak oraya geliyorlar. Adamlarını hazırlamış. Altı yedi jandarmayla oraya gelince tüfeklerini çatmışlar. Halıları serip, üzerine oturmuşlar. Bu üçünü sicim ile cevizin dalına asmışlar. Jandarmaları da vurup tüfeklerini almışlar ve oradan karakola gitmişler. Karakolu yakmışlar. Ne kadar tüfek, teçhizat varsa almışlar. Ne oldu? Kürtler isyan etti. Bundan çıkıyor isyan. Yaptığı şerefsizlik, namussuzluk! Yaptığını demiyor da araştırmıyor. Mesela şuraya geldik topladık Kürtleri, götürdük şu derede vurduk. Haberi bile yok…”

“Sadece o gelin kurtuldu”
” Bir alay komutanımız geldi, Konya’dan. Dedi ki; “Arkadaşlar, vatandaşlar dünyada dört hain var” dedi. “Biliyor musunuz?” Biz nereden bilelim dünyanın dört hainini. “Biri fani, biri kurt, biri domuz, biri Kürt” dedi. Bunu dördünü de aynı anda söyledi. Bilemedik. Şu Ermeni imiş. Soramadık, adamları vurduk. Vurdular. Kol kola taktılar, beş yüz, altı yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle öldürdüler. Harçik ırmağına koydular. Harçik ırmağı beş yüz metre aşağısına kıpkırmızı aktı. Yalnız bir kadın kendini suya attı. Harçik ırmağından karşıya geçti. Mazgirt derler şöyle sıra dağlardır. O dağların, ormanların içinden üç tane ağır makineli tüfek ateş etti. Ateş edince gelin yere yattı, ateş kesilince kalktı, kaçtı ve Mazgirt tarafını aştı gitti. Vuramadılar. O gelin kurtuldu gitti.”

“Cenab-ı Hak ayırt etmiş mi?”
“Yahu çocuklar içimi kopardı. Sorma kızım. Bacağından tutup ırmağa attı. Kaldırdı şuraya attı. Vurdu öldürdü. Vaaay, vaaay, vaaay! Vicdan yok bunlarda. Merhamet yok, vicdan yok! Onlarda insan, onlarda adam. Bizi birbirime düşüren, birbirimizi beğenmeyen şerefsiz, başımızdaki büyük liderlerdir. Neden? Vay şu Kürt’müş, vay şu Alevi imiş, vay şu Çerkez imiş! Ulan be Cenab-ı hak seni benden, beni senden ayırt etmiş mi?”

“Bu kadar insanın içinde olur mu pe……?”
“Kim çıkarırsa saat, para örneğin tespih alırsa o askere aitti. Subay onu alamazdı. Tabancaları istediler vermedi subaylar. “İçeri (Mağarayı kastediyor) girince belki tabancayı elinizden alır sizi vururlar” dediler. Bomba atıp içeri girdiler. Yetmiş üç kişi içerden çıkardılar yedisi erkekmiş. Gerisi kadın ve çocuk. Ondan sonra alıp getirdik bir eve doldurduk. Beni de nöbetçi subay yaptılar. Adamın olmadığı yerde jandarma çavuşuydum. İçerde bir kargaşa çıktı askerlerden biri bir kadına tecavüz etmeye çalışıyor. Gittim askeriyenin başı olan Hasan Bey’e. Geldi kapıyı açtı ve içeri girdi. Adamı yakalayıp dedi ki “Ulan pezevenk! Bu kadar insanın içinde bu iş olur mu?”

“108 yaşındayım hala ağlıyorum”
” Kıyamazdım ki ağlardım. Onların içinde (askerleri kastediyor) ağlardım. Bakardı, dayanamaz, ağlardım. Göstermezdim, “Neden ağlıyorsun” derlerdi. “Merakım geldi. Köyde eşim, çocuğum aklıma düştü de ağlıyorum” derdim. Yalan! Orada yapılan hareketlere ağlardım. Bi gayrı hakkın yeri… Yahu onlar şeyde bilmez yavrum. Şerefsiz millet! Onlar insan değil. Acıyı tatlıyı biliyorsun değil mi? Biberi, bir de şekeri biliyorsun. Bunların yaptığı iş acı, ağlatır seni. İnsanlığa yakışmıyor! İcap etmiyor. Öyle çocuğa bomba, ne mi değil. Şerefsizlik, hep şerefsizlik! Veysel der ki “Ötme bülbül ötme bülbül / derdi derde katma bülbül / benim derdim bana yeter / bir dert de sen etme bülbül” anladın mı? O zamanın derdini, yarasını ben de açma ve konuşturma da söyletme de. Beni de ağlatma ben yaşlıyım. 108 yaşındayım. Anladın mı? Hala da ağlıyorum. Bu vücut neler gördü, neler…”

“Ortak gelecek için geçmişle yüzleşilmeli”
“Belgeselin yönetmeni Özgür Fındık ve danışmanı Dilaver Eren’de akrabalarını olaylar sırasında kaybetmiş mağdurlardan. Yönetmen Fındık, “Yaşananlar Türkiye’nin bilmediği ya da bilmemezlikten gelerek üstünü kapattığı bir durum. 1938’te çocuk olan 150 tanıkla konuştum. Ancak en çok şimdiye kadar dinlemediğimiz askerden etkilendim. O dönem Türkiye’yi yönetenlerin binlerce kişinin öldüğü olaylardan haberi olmadığını söylemek çok gülünç” dedi. Danışman Eren ise, “Bu tanıklık yeni hukuki gelişmelerin önünü açmalı. Dedesini katliamda kaybetmiş biri olarak birlikte büyüdüğümüz bu travmayı bir daha yaşanmasın diye anlatacağız. Bu bir öç alma değil. Ortak geleceği ancak geçmişle yüzleşerek kurabiliriz” diye konuştu.

NOT: Haberin 9 Nisan 2011 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayınlanan hali buradan (http://www.gazetevatan.com/harcik-kipkirmizi-akti-369975-gundem/) okunabilir

Bir Cevap Yazın