“Çocuklar cezaevinde unutulmasın”

Bağdat’taki Rusafa Cezaevi’nde yatan 328 Türk kadının aileleri burada adil olarak yargılanıp cezalarını Türkiye’de çekmelerini istiyor. Kadınların götürüldüğü kamplar ve cezaevlerinde tecavüzden işkenceye kadar birçok kötü olay yaşandığını aileler çoğu yetim 458 Türk çocuğun bir an önce getirilmesini bekliyor.

19 Haziran 2018 Vatan Gazetesi 10. sayfa

İLKER AKGÜNGÖR / VATAN HABER MERKEZİ

Konyalı Yasin Maden, kız kardeşi ile yeğenlerinin DEAŞ topraklarına gidiş öyküsünü VATAN’a şöyle anlattı: “Babam ve amcam iki kız kardeş ile evlenmiş. Onun için iki evde tek bir aile gibi büyüdük. Hatice kuzenimden öte kız kardeşimdi. Bizimkilere anne, baba derdi. Ailemizin en değerlisiydi. Bu yüzden babam eşi Yusuf Cırcır’a iki kere iş açtı. Evlerini aldı. Ancak eniştem sonradan Konya’daki DEAŞ çevrelerine bulaştı. Mayıs 2015’te hamile olan Hatice’yi de ikna ederek üç çocuklarıyla birlikte Suriye’ye kaçmaya çalıştılar. Duyunca hemen şikayetçi oldum. Gaziantep’in sınır ilçesi Elbeyli’de yakalattık. Ancak serbest bırakıldılar.Eniştem Konya’ya döndükten sonra bizimle görüşmedi.”

“Eniştem çocukları kaçırdı”
“Yakalanmalarından iki hafta sonra eniştem Yusuf, yeğenlerim Ramazan(13), Muhammet(12) ve Emine Meryem’i (7) alarak Suriye’ye kaçtı. Kardeşim Hatice’yi de arayarak, ‘Ben Suriye’deyim. Çocuklar yanımda. Sen gelmezsen burada evleneceğim. Bundan sonra çocuklarının yüzünü göremezsin’ diyerek tehdit etti. Hamile olan Hatice’nin psikolojisi günden güne bozuldu. Gitme diyorduk ama çok baskı yapamıyorduk. Bir ay sonra Hatice sınırı geçerek eşiyle buluştu. Önce Suriye’deki Haseke’ye bağlı Şeddadiye’de 3-4 ay kaldılar. Ardından Türkçe konuşan Türkmenlerin yaşadığı Irak’ın Telafer şehrine geçtiler. En küçük yeğenim Abdurrahman orada doğdu.”

“Yeğenlerim bombardımanda öldü”
“Eniştem Telafer’e geçişlerinden yaklaşık 3 ay sonra uçakların bombalaması sonucunda öldü. Zaten giden erkekler çok yaşamıyordu. Gidenlerin çoğu Türkiye’de işi gücü batırmış ve kaybedecek bir şeyi kalmamış kişilerdi. Hatice yalnız kaldı. Evlendirmeye çalıştılar ama çocukluk aşkı olan enişteme çok bağlı olduğu için evlenmedi. Telafer operasyonu başlamadan 3 gün önce Ramazan (13) ve Muhammed (12), ABD uçaklarının bombaladığı okul binasında toplam 8 çocukla birlikte hayatını kaybetti.

“Kamplarda cinsel istismar”
“Kuşatmanın sonunda Hatice hayattaki iki çocuğuyla peşmergeye teslim oldu. Önce Hamam el-Alil, sonra Tall Kayf kampına götürüldüler. Oradayken görüşebiliyorduk. Kamplarda kadınları aç bırakarak tecavüz ettiklerini duyduk. Kadınları ilaç, çocuk bezi ve gıda karşılığında zorla cinsel ilişkiye zorladıkları anlatılıyor. Erkeklerin bile cezaevlerinde tecavüze uğradığına dair mektuplar var. Ancak 20 Kasım 2017’de Bağdat’a gittiklerinden beri görüşmek mümkün olmadı. Ocak ve Mart aylarında iki kere Bağdat’a gittim. Dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri olan Bağdat’ta 15’er günden 1 ay kalmama rağmen ne kız kardeşim Haticeyi ne de yeğenlerimi göremedim.”

“Çocukların suçu ne?”
“Ocak ayında tuttuğumuz Iraklı avukat 10 gün önce kendilerine ulaşabildi. Hayatta ve iyi olduklarını öğrendik. Hatice iki hafta önce mahkemede ceza almış. Cezasının ne olduğunu öğrenmek istemedim. Zaten idam ve müebbet hapis dışında bir ceza çıkmıyor. Bu kadınlar ellerine silah almamış, çoğu çocukları ve eşlerinin peşinden Irak’a sürüklenmiş. Suçlu olabilirler ama idam gibi ağır bir cezayı gerektirecek suçları yok. Türkiye’de adil bir şekilde yargılanıp cezalarını çekmeliler. Onlarla birlikte olan 458 çocuğun suçu ne? Bu çocukları orada unutmamalıyız. Derdimiz çok büyük DEAŞ’a tepki de çok olduğu için sesimizi duyuramıyoruz. Ancak bu kadınlar ve çocukların aileleri perişan. Devletimiz çözmek için uğraşıyor ama hala net bir sonuca ulaşamadık. Hepimiz çok endişeliyiz.”

“Eşimin mezarını göreyim diyerek gitti”
Ablası ve 5 yeğeni Rusafa Cezaevi’nde olan Sümeyye Şanda Ekşi, yaşadıklarını VATAN’a anlattı: “Ablam A.Ş.’nin (38), Talha (13), Eslem (11), Abdullah (4.5) olmak üzere üç çocuğu vardı. 21 Nisan 2014’te önce Afganistan’da olan sonradan El Nusra ile Suriye’ye geçen eniştem İdlib’te öldü. Eşinin mezarını görmek istediğini söyleyen ablam 2015 Ocak’ta Suriye’ye gitti. Gideceğini anlayınca çocukları elinden alalım diye düşündük. Ama kanunen hakkımız olmadığı için alamadık. Ablamı ikna etmek için çok konuştuk. Ablam da her konuştuğumuzda burada iyi bir İslami yaşam olmadığını söylüyordu. Ben o zaman türbanlı değildim. Bana başım açık olduğu için çok kızıyordu. Din konusunda tartıştığımızda ise ‘zaten siz anlamazsınız’ diyordu. Hatta bizi kafir olarak görüyordu.”

“Gelmemize izin vermiyorlar”
“Suriye’den Telafer’e geçti. İki ay sonra Erzurumlu Uğur Çardaklı ile evlendi. Mart 2016’da 4’üncü yeğenim Mustafa İbrahim doğdu. Ablamın 5’inci çocuğu Sümeyye ise teslim olmadan bir ay önce 10 Temmuz 2017’de dünyaya geldi. Ablam çocukların okula gitti, hastane olduğunu ve sıkıntıları olmadığını söylüyordu. Dön dediğimizde kızıp telefonu kapatıyordu. Yeğenlerim bile telefonda ‘Teyze siz gelin. Burada her şey var’ diyordu. Ancak teslim olmadan bir süre önce büyük yeğenim Talha, ‘Teyze gelmek istiyoruz ama izin vermiyorlar’ diyordu. Telafer kuşatılınca şartlar ağırlaştı. Yeğenim Talha her telefonda bomba seslerinden bahsediyordu.”

“Sınırdan alın dedi ama…”
“Telafer’in düştüğü sabah saat 06.00 gibi arayarak, ‘Peşmergeye teslim olduk. Bizi sınırdan gelin alın’ dedi. Ancak teslim oldukları yerde yanında çocukları olan bir kadın kendini patlattı. Hatta yeğenlerimin yüzüne üstüne kan, et parçası ve şarapnel gelmiş. Patlamadan sonra sertleşen peşmerge kadınları Hamam el-Alil ve Tall Kayf kamplarına gönderdi. 20 Kasım’da Bağdat’a gittiler. Bu arada sadece bir kere Mart ayında mektup geldi. Mayıs ayında teyit amaçlı Bağdat’ta cezaevinde elinde isminin olduğu bir tabelayla çekilmiş fotoğrafını gösterdiler. Onun dışında bir şey bilmiyoruz.”

“Bir koğuşta 170 kişi”
“Kamptayken sarılık salgını olduğunu duyduk. Hatta bir yeğenim hastalanmıştı. Yine bir salgın hastalık yayılmış. Ölenlere solunum yetersizliği deniyor. Bir koğuşta 170 kişinin alt alta, üst üste kaldıklarını duyduk. Böyle bir yerde sağlıklı kalmak mümkün değil. Çocukları ayırmışlar, haftada bir annelerine gösterildiklerini duyuyoruz. Ablamın daha yargılanmadı. Ama cezası zaten belli. İdam ya da müebbet hapis dışında seçenek yok. Türkiye’de yargılanıp, cezasını burada çekmesini istiyoruz. Yeğenlerimin burada rehabilite olmalı.”

“Kızımı dağlara götürecek”
“Ablam ilk eşiyle internette tanıştı. Birbirlerini hiç görmediler. Annem bu evliliğe çok karşı çıktı. Hatta içine doğmuş gibi hep, ‘benim kızımı alıp dağlara götürecek’ derdi. Ablama ve enişteme DEAŞ’ın eylemlerini sorduğumuzda Kuran’daki ayetlerle cevap veriyorlardı. Ben insanda iğne ucu kadar inanç olsa kafir diyemezsiniz dedim. Ancak oradaki diğer İslami gruplara bile kafir diyorlardı. Bu süreçte hayata bakışım değişti. Babamın ablama yazdığı mektubu Kızıl Haç ulaştırdı. Bizimkiler bir şey yapmazken onlar çok çabaladı. Kızıl Haç Hristiyan bir kuruluş olabilir ama bizlere çok yardımcı oldu. Benim için artık iyi ve kötü insan dışında bir ayrım yok.”

NOT: Haberin 19 Haziran 2018 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayınlanan hali buradan (http://www.gazetevatan.com/cocuklar-cezaevinde-unutulmasin-1175869-gundem/) okunabilir.

Bir Cevap Yazın